KİMDEN YANAYIM
Bazen insanın karşısına tek cümlelik ama cevabı insanın durduğu yeri anlatan bir soru çıkar:
“Kimden yanasın?”
Benim cevabım net:
Ben haklıdan yanayım.
Ne bir isme körü körüne bağlılığım vardır, ne bir makama, ne de bir kalabalığın peşinden gitme mecburiyetim…
Benim için önemli olan, kimin söylediği değil; söylenenin doğru olup olmadığıdır.
Çünkü doğruluk, kişiye göre değişen bir ölçü değildir.
Kur’an-ı Kerim bize şöyle seslenir:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 4/135)
Bu ayet, hakikatin en zor tarafını gösteriyor:
Haklıyı savunmak, bazen kendi tarafına karşı durmayı gerektirir.
İnsan kendi yakını haksız olduğunda susabiliyorsa, adaletin ne anlamı kalır?
Bir başka ayette ise şöyle buyurulur:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”
(Mâide Suresi, 5/8)
İşte benim ölçüm tam olarak budur.
Sevdiğim insan yanlış yapıyorsa, yanlış derim.
Mesafeli olduğum insan doğru söylüyorsa, doğru derim.
Çünkü hakikat, bizim sevip sevmediğimize göre değişmez.
Hz. Mevlânâ’nın şu sözü bu anlayışı güzel anlatır:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Dürüstlük de biraz budur.
İnsanların karşısında başka, yalnız kaldığında başka biri olmamak…
Menfaatine göre doğruları değiştirmemek…
Güçlünün yanında susup güçsüzün karşısında cesur görünmemek…
Çünkü dürüstlük, kimsenin görmediği yerde de aynı insan olabilmektir.
Kur’an-ı Kerim’de de:
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin.”
(Ahzâb Suresi, 33/70)
buyruluyor.
Doğru söz bazen ağırdır.
Bazen insanı yalnız bırakır.
Bazen alkış getirmez.
Ama doğru, alkış aldığı için doğru değildir.
Doğru olduğu için doğrudur.
İnsan bazen bir taraf seçerken farkında olmadan gerçeği kaybedebilir.
Oysa benim için mesele taraf tutmak değil, hakkı tutmaktır.
Bugün yanımda olan haksızsa karşısında dururum.
Dün karşısında olduğum insan haklıysa hakkını teslim ederim.
Çünkü benim tarafım kişiler değil, ilkeler.
Benim ölçüm makam değil, adalet.
Benim ölçüm kalabalık değil, hakikat.
Benim ölçüm menfaat değil, dürüstlük.
Sokrates’e atfedilen şu söz de bu düşünceyi özetler:
“Tek gerçek bilgelik, hiçbir şey bilmediğini bilmektir.”
Belki de insanın en büyük yanılgısı, her zaman haklı olduğunu sanmasıdır.
Oysa dürüst insan, gerektiğinde kendisini de sorgulayabilendir.
Ben de bu yüzden kimden geldiğine değil, ne söylediğine bakarım.
Yanlışsa yanlış derim.
Doğruysa doğru derim.
Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşısında dururum.
Çünkü bugün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalan insan, yarın kendi hakkı çiğnendiğinde adalet bekleyemez.
Ve sonunda yine aynı soru gelir:
“Kimden yanasın?”
Cevabım değişmez:
Ben haklıdan yanayım.
İsmine bakmam.
Makamına bakmam.
Gücüne bakmam.
Kalabalığına bakmam.
Hakka bakarım.
Çünkü insanın gerçek tarafı, kimin yanında durduğuyla değil; haksızlık karşısında nerede durduğuyla belli olur.
Benim tarafım belli:
Hak, hukuk, adalet ve doğruluk.

