40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
02:00
20 Ocak 2026 Salı
Akreditasyon yetkisi olmayan yedi cemiyete sözümüzdür: İşinize gelince sessiz, gelmeyince yüksek sesli olmayın sakın. Önce kendi içinizde düşünün, sonra herkesi rahat bırakın.
Aynı anda birden fazla şapkayla dolaşanların, bu mesleğin ahkâmını kesmeye kalkması artık görmezden gelinecek bir mesele olmaktan çıktı. Hem emekli olup bir gazetede çalışanlar var, hem kendi haber sitesini işletenler. Bir yandan düğünlerde kamera taşıyıp, nikâh öncesi dış çekim yapan; diğer yandan haber sitesi üzerinden “basın mensubu” kimliğiyle sahaya çıkanlar var. Bir kurumda maaşlı çalışırken aynı zamanda haber sitesi kuranlar da mevcut. Reklam ajansı sahibi olup yanına bir de haber portalı ekleyenler zaten herkesin bildiği bir tablo.
Önce şunu netleştirmek gerekiyor: Hukuki açıdan bakıldığında, bu durumların tamamı yasalar çerçevesinde mümkündür. Türkiye’de basın mevzuatı, gazeteciliği belirli bir zümrenin tekelinde olan kapalı bir alan olarak tanımlamaz. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun ruhu da bunu açıkça ortaya koyar. Basın Kanunu’nda gazeteci olabilmek için özel bir diploma, belli bir kuruma bağlılık ya da yalnızca bu işten geçinme şartı aranmaz. Aksine, basın özgürlüğü; haber alma, yayma ve basılı veya dijital yayın çıkarma hakkını esas alır. Kanunun temel yaklaşımı şudur: Yasal şartları yerine getiren herkes süreli yayın çıkarabilir ve gazetecilik faaliyeti yürütebilir. Bu yönüyle “herkes gazeteci olabilir” ifadesi hukuki bir temele dayanmaktadır.
Ancak hukuken mümkün olan her şeyin, ahlaken ve mesleki etik açısından doğru olduğu söylenemez. Sorun da tam olarak burada başlamaktadır. Birden fazla gelir kapısı olan, gazeteciliği asli geçim kaynağı olarak görmeyen kişiler; yalnızca bu meslekten geçinen, vergisini sadece gazetecilikten kazandığı parayla ödeyen insanlarla aynı masaya oturduğunda, denge bozulmaktadır. Daha da kötüsü, bu şartlarda çalışanların maddi beklenti çıtasını yükseltmesi, geçimini sadece gazetecilikten sağlayanların emeğini doğrudan değersizleştirmektedir.
Gazetecilikten başka bir geliri olmayan birinin aldığı ücretle, emekli maaşı, kurum maaşı, reklam geliri ya da çekim işi kazancı bulunan birinin beklentisi aynı olamaz. Eğer aynı oluyorsa, ortada açık bir vicdansızlık vardır. Gazeteciliği yan iş hâline getirip, bu meslekten başka geliri olmayanların rızkına ortak olmak, ne meslek ahlakıyla ne de insanlıkla bağdaşır. Böyle bir anlayış varsa, o kişilerin bu işi sürdürmemesi gerekir.
Bir diğer sorun ise çifte standarttır. İş kendi menfaatlerine geldiğinde her şey normal kabul edilirken, başkaları aynı yolu izlediğinde sesler yükselmekte, tehditkâr bir dil kullanılmaktadır. “Akreditasyon” gibi kavramlar da bu noktada araçsallaştırılmaktadır. Oysa akreditasyon, keyfi bir dışlama mekanizması değildir; kamusal düzeni sağlamak için istisnai durumlarda uygulanabilecek teknik bir süreçtir. Bunu bahane ederek insanların ekmeğine göz dikmek, mesleki yetki değil, açıkça güç gösterisidir.
Şahsi duruşum nettir. Yan işlerini bırakıp sadece gazetecilik yapan, yalnızca bu meslekten kazandığıyla ayakta duran onlarca insan gibi konuşuyorum. Kimseye “para kazanmayın” demiyoruz. Ancak birden fazla gelir kaynağına sahip olanların, bu mesleği tek başına sırtlayan insanların hakkına girmemesi gerekir. Önce herkes kendine dönüp bakmalıdır. Elini vicdanına koyması beklenir; ama koymayacak olanların da en azından cadı avına çıkmaması gerekir.
Gazetecilik kimsenin tapulu malı değildir. Ama bu meslek, ancak adalet, vicdan ve emeğe saygı ile ayakta kalır. Bunlar yoksa, geriye sadece gürültü kalır.
Bu tartışmada asıl altı çizilmesi gereken nokta nettir ve dolandırılmadan söylenmelidir: Ortada açık bir çifte standart vardır. Birinin reklam ajansı vardır; aktif şekilde ticari iş yapar, aynı zamanda haber sitesi işletir ve bu site üzerinden reklam alır. Bir başkası hem emeklidir, hem başka bir gazetede maaşlı olarak çalışır, hem de kendi haber sitesi üzerinden gelir elde eder. Bir diğeri yardım organizasyonları, danışmanlık faaliyetleri ya da farklı isimler altında ek işler yürütürken gazetecilik kimliğiyle sahada yer almaya devam eder.
Bu tabloya bugüne kadar kimsenin ciddi bir itirazı yoksa, hatta bu durumlar “normal” kabul edildiyse; dışarıdan bir başka kişinin, ek işleri olsa bile bu mesleği icra etmesine karşı çıkmak açık bir çifte standarttır. Aynı fiil, aynı şartlar altında yapıldığında birine serbest, diğerine yasak oluyorsa burada hukuktan değil, kişisel hesaplardan söz edilir.
Tekrar altını çizmek gerekir: Basın mevzuatı açısından bakıldığında, bir kişinin reklam ajansı sahibi olması, emekli olması, bir kurumda çalışması ya da danışmanlık yapması; yasal şartları yerine getirdiği sürece gazetecilik yapmasına engel değildir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun temel yaklaşımı, basın faaliyetini kişi ya da zümreye göre ayırmak değil, yayın özgürlüğünü esas almaktır. Kanun, “şu meslekten olan gazeteci olur, bu gelir kaynağı olan olamaz” gibi bir ayrım yapmaz. Yani hukuken mesele açıktır.
Sorun hukuki değil, ahlaki ve mesleki tutarlılık sorunudur. Eğer birileri reklam ajansı işletirken, emekli maaşı alırken, başka bir gazeteden ücret kazanırken, danışmanlık ve organizasyon işleri yaparken gazetecilik faaliyetini sürdürüyorsa ve buna sessiz kalınıyorsa; aynı şartlara sahip başka birinin hedefe konulması kabul edilemez. Bu, meslek savunusu değil, seçici bir linçtir.
Daha da vahimi, bu kişilerin gazeteciliği tek geçim kaynağı olmayan hâlleriyle, yalnızca bu meslekten kazanan insanlardan daha yüksek maddi beklentiler içine girmesidir. Asıl haksızlık burada başlar. Çünkü yan gelirleri olanlarla, sadece gazetecilikten geçinenlerin aynı kefeye konması bile başlı başına adaletsizken; bir de üstüne baskı, dışlama ve akreditasyon tehditleri eklenmesi, bu işi cadı avına dönüştürür.
Eğer bir meslekte ilke savunulacaksa, bu ilkeler herkes için geçerli olmalıdır. “Biz yapınca normal, başkası yapınca sorun” anlayışı, ne meslek ahlakına ne de vicdana sığar. Kimseye ayrıcalık tanınmıyorsa, kimseye de yasak icat edilmemelidir. Aksi hâlde yapılan şey gazetecilik değil, güç kullanımıdır.
Son söz nettir: Ek işi olanlara karşı değilseniz, bu işi dışarıdan yapanlara da karşı olamazsınız. Karşıysanız, o zaman herkes için karşı olun. Bunun dışında kalan her tutum, adı ne konulursa konulsun, düpedüz çifte standarttır.
Osman Tuğrul Tuğ
Dün bir arkadaşımla otururken şöyle bir muhabbete denk geldim:Abi biz iki arkadaş Amerikan menşeili ıp…e marka yurtdışından gelen bir telefon aldık.Telefon yurtdışından geldiği için kayıt olması gerekiyordu.Ben hayatımda yurtdışına gitmemiştim.Kayıt da nasıl yapılır bilmiyordum.Sen kayıtsız ol gardaşım ben hepsini hallederim dedi.Ben elimdeki telefonu sattım üzerine para koydum ve telefon aldık.Sağ olsun arkadaşım beni düşündü kendi pasaportuna bu iki telefonu işletti. 22’şer bin kayıt ücreti verdik.Yılbaşı gecesi telefonuma mesaj geldi telefonunuz çift imei kayıtlı olduğu için kapanacak dedi.Kafamdan kaynar sular döküldü.Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştuk.Arkadaşıma söyledim beni ilgilendirmez dedi ben nereden bilebilirim demişti ama onun ki kapanmamıştı ve kapanmayacaktı.Imei kaydını yaparken ilk kendininkini kaydetmiş sonra benimkini kaydetmişti.Aynı durum kendisinin başına gelse benden para istemeyecek aynı şeyleri bana söyleyecek miydi?
Sonra ben bu olayı itikadı sağlam olan güvendiğim bir hocaya sordum.O hocam da telefonu kapanmayan arkadaş sana o 22 bin lirayı verecek ya da telefonları değiş sen ona 22 bin lira ver dedi.Niye hocam dediğimde bir yola çıkıyorsanız;kâr zarar ortaklığı olur fakat bu olayda sen zarara girmişsin,arkadaşın senin paranla telefonunu kaydettirmiş dedi.
Hocamın bu anlattıklarını ona söyledim o bunu kabul etmedi.Benim ki de kapanabilirdi dedi.Bu işe girmeseydin dedi.Oysa ben böyle bir işe kendisinin teklifiyle girmiştim.
Daha sonra bu olay yüzünden aramız açıldı; ben kendisini Allah’a havale ettim.Aradan 10 gün bile geçmemişti ki,arkadaşım motorla giderken telefonu düşürmüş ve telefonu bulamamış kaybetmişti.Ben bunu sonradan öğrendim.

Arkadaşım bu olaydan sonra mahçup bir şekilde yanıma geldi ve durumu anlattı; helallik istedi ve 22 bin lira paramı da verdi.Ben de hakkımı helal etmiştim ama benim de bir sahibim vardı ve benim hakkımı korumuştu.Yaptığı hatanın farkına varmıştı; ama iş işten geçmişti benim telefonum kayıtsız kalmıştı fakat hala sağlam bir şekilde duruyordu.
Bu olay yüzüne Hem dostluğumuz zedelenmiş hem de o telefonundan olmuştu.
Sonra Rahmetli babamın şu sözleri aklıma geldi.”Doğru sallanır,esner ama yıkılmaz oğlum derdi.”Her hak bu dünyada alınmaz bazıları ahirete kalır derdi.
Ben bu arkadaşımla ileride ortak olacaktım.Rabbim bana oralara gitmeden dostum dediğim kişinin gerçek yüzünü kısa zamanda göstermişti.
Siz siz olun kimsenin hakkını yemeyin…
Kahramanmaraş Kuyumcular Odası Başkan Adayı A. Hacı Gülpak, Miraç Kandili dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak, tüm İslam âleminin kandilini tebrik etti.
Miraç Kandili’nin manevi derinliğine dikkat çeken Gülpak, bu mübarek gecenin toplumsal birlik ve kardeşlik açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Gülpak mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Miraç Kandili; inancımızı tazelediğimiz, gönüllerimizi arındırdığımız ve birlik ile beraberliğimizi güçlendirdiğimiz müstesna gecelerden biridir. Bu anlamlı gecenin, kırgınlıkların sona ermesine, sevgi, hoşgörü ve kardeşlik duygularının daha da pekişmesine vesile olmasını temenni ediyorum.”
Mesajının devamında dayanışma ve manevi değerlere vurgu yapan Gülpak, Kandil gecelerinin toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Başta Kahramanmaraşlı hemşehrilerimiz ve kıymetli kuyumcu esnafımız olmak üzere, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni en kalbi duygularımla tebrik ediyorum. Bu mübarek gecenin ülkemize, şehrimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, barış ve bereket getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”
Kahramanmaraş AK Parti İl Başkanı Burak Gül, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Akdeniz Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret ederek basın mensuplarıyla bir araya geldi.
AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı Burak Gül, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle Akdeniz Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. Ziyarete AK Parti İl Kadın Kolları, İl Gençlik Kolları ve ilçe teşkilat başkanları da katıldı.
“Basın Gözümüz ve Kulağımızdır”
Ziyarette konuşan AK Parti İl Başkanı Burak Gül, basının demokratik toplumlar için vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurguladı. Gazeteciliğin, şehirlerin gelişimi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Gül, şu değerlendirmede bulundu:
“Basın bir anlamda gözümüz, kulağımız gibidir. Şehrimizin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatında yaşanan her gelişmeden, basın mensuplarımızın çalışmaları sayesinde haberdar oluyoruz. Doğru, tarafsız ve ilkeli yayın anlayışıyla görev yapan tüm gazetecilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum.”

“Kahramanmaraş İçin Doğru Haber Üretiyoruz”
Akdeniz Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Serkan Ercüment Kuzu, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, 10 Ocak’ın basın emekçileri için anlamlı bir gün olduğunu söyledi.
Kuzu, deprem sonrası Kahramanmaraş’ın yeniden ayağa kalkma sürecine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“On Ocak, tüm meslektaşlarım adına çok kıymetli bir gün. Hatırlanmak ve değer görmek bizleri mutlu ediyor. Deprem sonrası Kahramanmaraş’ta işçisinden esnafına kadar herkes büyük bir mücadele veriyor. Bizler de basın mensupları olarak bu sürecin doğru şekilde aktarılması için çalışıyoruz.”
“Yeni Bir Kahramanmaraş İçin Birlik Şart”
Şehrin kalkınma sürecinde birlik ve beraberliğin önemine vurgu yapan Başkan Kuzu, herkesin sorumluluk alması gerektiğini belirtti. Kuzu, “Birbirimize daha anlayışlı ve sıcak yaklaşmalıyız. Bu zor günleri hep birlikte aşarak, güçlü ve yeni bir Kahramanmaraş inşa edebiliriz” dedi.
Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin paylaşılmasının ardından sona ererken, Akdeniz Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kuzu, AK Parti İl Başkanı Burak Gül ve beraberindeki heyete nazik ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti.
Dezenformasyonla Mücadele, Enformasyon ve Medya Akademisi Cemiyeti (UDMEAD) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Tuğrul Tuğ, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda; deprem süreci, bölgesel krizler ve dijital mecralarda artan bilgi kirliliğine dikkat çekerek, gazetecilerin hem sahada hem de mesleki itibar açısından ağır bir mücadele verdiğini vurguladı.
Tuğ, asrın felaketi olarak nitelendirilen deprem döneminde ve Türkiye’ye yaklaşık 150 kilometre mesafede yaşanan iç savaş ortamında, dezenformasyonla en az deprem kadar büyük bir acı yaşandığını ifade etti. Yanlış ve kasıtlı bilgilerin toplumda panik ve kaosa yol açtığını belirten Tuğ, bu süreçte gazetecilerin yalnızca haber yapmadığını, aynı zamanda kamuoyunu sakinleştirmek ve doğru bilgiye ulaşımı sağlamak için büyük bir sorumluluk üstlendiğini dile getirdi.

Gerçeğin peşinde koşan gazetecilerin, enkaz başlarında ve kriz anlarında maddi ve manevi imkânsızlıklar içinde görev yaptığını belirten Tuğ, birçok gazetecinin kurumlar, odalar, sendikalar, iş dünyası ve toplum tarafından yeterince desteklenmediğini söyledi. Buna rağmen mesleğin onurundan taviz verilmediğini vurguladı.
Mesajında dijital mecralara da değinen Tuğ, sosyal medyanın kontrolsüz yapısı nedeniyle gazetecilik mesleğinin ciddi bir itibar kaybı yaşadığını belirtti. Elinde cep telefonu olan herkesin sosyal medya sayfası ya da sözde haber sitesi kurarak gazeteciliğe soyunduğunu ifade eden Tuğ, şantaj yapanlar, dezenformasyon yayanlar ve etkileşim uğruna etik sınırları aşanların mesleğe zarar verdiğini söyledi.
Tuğ, işini etik ve sorumlu biçimde yapan gazeteciler ile sosyal medya emekçilerinin bu eleştirilerin dışında tutulduğunu özellikle vurguladı.
Basın ve gazetecilik mevzuatının mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Tuğ, gazeteciliğe erişimin bu kadar kolay ve denetimsiz olmaması gerektiğini ifade etti. Gazeteciliğin; emek, etik ve kamu yararı temelinde icra edilmesi gereken onurlu bir meslek olduğunu kaydetti.
Dezenformasyonla Mücadele, Enformasyon ve Medya Akademisi Cemiyeti (UDMEAD) olarak dezenformasyonla mücadelenin ancak güçlü, bağımsız ve etik değerlere bağlı gazetecilerle mümkün olacağını belirten Tuğ, doğru bilginin demokrasinin ve toplumsal huzurun temel taşı olduğunu söyledi.
Osman Tuğrul Tuğ, mesajını şu sözlerle tamamladı:
“Baskılara, yokluğa ve yalnızlığa rağmen gerçeğin izini süren tüm basın emekçilerinin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyor, gazeteciliğin hak ettiği saygınlığa yeniden kavuşmasını temenni ediyorum.”
Osman Tuğrul Tuğ