İnsan, bu dünyaya yalnızca yaşamak için değil; hakkı gözetmek, mazlumun yanında durmak ve adaletle hükmetmek için gönderilmiştir. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında verilen kararların adı değildir. Adalet; bir yetimin gözyaşını silmek, bir çalışanın alın terini kurumadan vermek, bir komşunun hakkını gözetmek ve kim olursa olsun haksızlığın karşısında dimdik durabilmektir.
Ne acıdır ki bugün birçok insan adaleti yalnızca kendisine lazım olduğunda hatırlıyor. Oysa gerçek adalet, menfaatin bittiği yerde başlar. Kendi yakınına da, sevmediğine de, güçlüye de güçsüze de aynı vicdanla yaklaşabilmektir.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”
(Nahl Suresi, 16:90)
Bu ayet, sadece hâkimlere veya yöneticilere değil, hepimize hitap ediyor. Çünkü adalet, makam sahibi olunca değil; insan olunca başlar.
Başka bir ayette Rabbimiz bizleri çok ağır bir sorumlulukla uyarıyor:
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun. Kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 4:135)
İşte gerçek adalet budur. Kendi çıkarına ters düşse bile doğrudan ayrılmamak… Yakını haksızsa onu savunmamak, yabancı haklıysa hakkını teslim edebilmek…
Sevgili Peygamberimiz Muhammed ise adalet konusunda bizlere unutulmaz bir ölçü bırakmıştır:
“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”
Sahâbîler, “Mazluma yardım ederiz; peki zalime nasıl yardım edeceğiz?” diye sorunca Efendimiz, “Onu zulmünden alıkoyarsın; işte bu ona yardım etmektir.” buyurmuştur. (Sahih el-Buhârî)
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey, işte bu anlayıştır. Haksızlığı alkışlayan değil, haksızlığa dur diyebilen insanlar…
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:
“İnsanlar bir kötülük gördüklerinde onu engellemezlerse, Allah’ın genel bir azabının kendilerini kuşatması yakındır.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî)
Sessizlik bazen tarafsızlık değildir; sessizlik, haksızlığın güçlenmesine kapı aralamaktır.
Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde kardeşlik olmaz. Kardeşliğin olmadığı yerde ise ne huzur kalır ne de bereket…
Unutmayalım ki bir mazlumun gözyaşı, gecenin karanlığında yapılan en güçlü duadır. O gözyaşını gören de, duyan da Allah’tır. Belki insanlar susar, belki makamlar değişir, belki güç sahipleri kendilerini dokunulmaz zanneder; fakat ilahî adalet asla şaşmaz.
Bugün sahip olduğumuz makamlar, servetler ve alkışlar yarın geride kalacak. Fakat verdiğimiz her adil karar, koruduğumuz her hak ve engellediğimiz her haksızlık, Rabbimizin huzurunda karşımıza çıkacaktır.
Gelin; adaleti sadece istemeyelim, adaletli insanlar olalım. Çünkü adalet bir kanun maddesi değil, bir vicdan meselesidir. Ve unutmayalım ki adaletin hüküm sürdüğü yerde insanlar korkuyla değil, umutla yaşar. Allah’ın emrettiği adalet, insanların değil vicdanların alkışını kazanır; işte gerçek huzur da orada başlar.
Mustafa Başkonuş

